HİDDEN VALLEY TATİL KÖYÜ KALBİMİ ÇALDI

Bu haftaki gezim hem dinlendiğim hem bol bol aktivite yaptığım hem de çok şey öğrendiğim, kültürel açıdan bana çok şey katan bir geziydi. En baştan her şeyi anlatmaya geldim. Hadi başlayalım…

Hidden Valley aslında bir tatil köyü. Adından da anlaşılacağı gibi gizli bir vadi içinde yer alan bir tatil köyü. Kaldığımız yer Hidden Valley Resort olarak geçen tatil evlerinin arasında kalan göle çok yakın manzarası olan harika olan bir dağ eviydi. Hidden Valley Resort yazdığınız zaman tatil için kiralanan dağ evlerini görebilirsiniz. Bir çok sahaya sahip kocaman bir tatil alanı. Golf, Kayak, Kano, yürüyüş, koşu, hiking gibi bir çok doğa aktivitesini rahatlıkla yapabileceğiniz bir yer. Kaldığımız evde yemekleri kendimiz yaptık. Malzemelerinizi kendiniz götürebilirsiniz. Eğer götürmek istemezseniz tatil köyünün çıkışında marketler var. Aklınızda olsun gittiğimiz yer bir köy olduğundan büyük marketler yok. Buna göre hareket etmenizde fayda var. Aslında evde her şey vardı. Ocak,fırın, mikrodalga, kahve makineleri, bulaşık, çamaşır, kurutma makineleri… Tepeden tırnağa her şey düşünülmüş. Birileri hali hazırda yaşıyormuş gibi dizayn edilmiş. Alt katında Hot Tub, Bilardo salonu, oyun odaları vardı. Tepeden tırnağa döşenmiş anlayacağınız. Fiyatlar uygun. Yatak odaları düzenli ve ferah. Banyolar küçük ama kullanışlı. Temizleme malzemeleri, sabun, havlu, tuvalet kağıdı bulunuyor fakat kişisel malzemelerinizi kendiniz götürmelisiniz. (şampuan, traş malzemeleri, duş jeli…) Havası sonbahara rağmen hayli soğuktu ama sabahları sonbahar manzarası ile uyanmak ayrı güzeldi…

Amerikalı ailem ve arkadaşları ile gittiğimiz için hayli kalabalıktık fakat çok eğlenceliydi. Tatil, herkesin istediğini yaptığı, kimsenin kimseye karışmadığı, planlı ama bireysel bir tatildi. Bir yıldır burada yaşasam bile görmediğim birkaç kültürleriyle de tanışmış oldum. Bunlardan biri BLOODY MARY…

BLOODY MARY, domates suyu, biraz limon ve votka ile karıştırılarak yapılan kokteyl bir içecek. Amerikalı ailem ve arkadaşları kahvaltıda içtiler. Ben çayımı yudumlayıp onları gözlemledim. 🙂 Sabah sekizdi çünkü 🙂 Her ne kadar garip gelse de kültürlerine şahitlik etmek o kadar güzeldi… Ertesi sabah da portakal suyu ile şampanyayı karıştırıp içmişlerdi. Bu da yeni bir bilgi oldu benim için. Ben ne kadar tercih etmesem de kahvaltı için iyi bir fikir mi bilmiyorum 🙂

Kahvaltı sonrası ilk gün LAUREL HİLL STATE PARK’a gittik ve hayatımda ilk defa Kano yaptım. Harika bir deneyimdi. Kano yapmak Amerika’da çok yaygın aynı zamanda liselerde beden eğitimi derslerinde bir ders olarak veriliyormuş. Duyunca çok şaşırsam da kendi ülkemiz adına keşke dediğim bir aktiviteydi. Kollarım pedalları çevirmekten yorulsa bile asla bırakmak istemediğim bir etkinlikti. Göl hayli derindi. Hava sonbahar ayları için fazla soğuktu, sıkı giyinmenizde fayda var. Yüzmeyi bilmiyorsanız Kano yapmanızı önermem çünkü kano devrilir veya pedallarınızdan birini düşürürseniz boğulma riski yaşayabilirsiniz. Bu yüzden binmeden önce can yeleği kullanmanızda ya da bilen biriyle yapmanızda fayda var. Bana sorarsanız çok eğlenceli ve kolay.

Akşam ise yemek sonrası HOT TUB keyfi yaptık ve harikaydı. Soğuk havada soğuk içecekleri alıp sıcak su dolu havuza girdik. Bizim Hamam mantığının moderni diyebiliriz. Ama herkesin hayatında bir kere yapması gereken olay diye düşünüyorum. İlerde evim olursa küçük de olsa bir HOT TUB alırım kesin. Bir kış tatili düşünüyorsanız gideceğiniz yerde kesin bir hot tub arasın gözleriniz…

Orman evi olduğu için ateş yakmanız için bahçede alanlar var onları kullanıp gece marshmallow, bisküvi, çikolata üçlüsünü denemelisiniz. Bizim KISTIRMA gibi ama daha moderni ve daha şekerlisi… Yemeye başlayınca duramıyor insan 🙂 Ailemin arkadaşlarından biri gitar da çalmıştı bize, ateş başında atmosfer çok harikaydı.

Ertesi gün Hiking yapmaya çıktık. Çok engebeli yollar yok. Her yer umduğumdan daha düzdü. Sonbahar yaprakları her yere saçılmış bu yüzden de hem yürüyüp hem yaprak çıtırtılarını dinleyebiliyorsunuz… Söylemesi bile huzurlu…

Hidden Valley’e 35 dakika uzaklıkta Fallingwater müzesi var. Unesco tarafından korunan, özel bir hikayesi olan mimari harikası bir müze.. Görebilmeniz için önce fotoğraf bırakayım.

Fallingwater, 1935 yılında ünlü Amerikalı mimar Frank Lloyd Wright tarafından tasarlanan bir ev. Ev, Pittsburgh alışveriş merkezi sahibi Edgar J. Kaufmann’ın ailesi için özel bir rezidans, hafta sonu ve doğa evi olarak tasarlanmış. Fallingwater, doğal kumtaşı ve mülkten çıkarılan diğer malzemelerden inşa edilmiş. Kaufmann ailesi , Edgar J. Kaufmann, Sr. (1885-1955), Liliane S. Kaufmann (1889-1952), ve oğulları Edgar Kaufmann jr. (1910-1989), Fallingwater’da yaşamış ve yaşamları boyunca çeşitli kapasitelerde Fallingwater’ı kullanmışlar. 1963’te Edgar Kaufmann Fallingwater’ı ve çevresindeki 469 dönümlük doğal araziyi Batı Pennsylvania Koruma Teşkilatı’na bağışlamış ve emanet etmiş daha sonra aile üyelerinin hepsi ölmüşler. ..Bugün Fallingwater, bir müze olarak halka açık ve Bear Run Doğa Koruma Alanı olarak bilinen 5.100 dönümlük doğal arazi ile çevrilidir . 10 Temmuz 2019’da, Wright tasarımı diğer yedi bina ile birlikte UNESCO Dünya Mirası Alanı olarak belirlenmiş. American Institute of Architects üyeleri arasında yapılan bir ankette “Amerikan mimarisinin tüm zamanların en iyi eseri” seçilmiş. 80 yıldan daha uzun bir süre önce piyasaya sürüldüğünden bu yana, beş milyondan fazla ziyaretçi Fallingwater’ı gezmiş ve deneyimlemiş. Fallingwater, orijinal mobilyaları ve sağlam sanat eserleri ile kamuya açık olan tek büyük Wright çalışmasıdır. Dünyaya bakışınızı değiştirecek Unesco varlıkları arasında ilk 12. sıradadır. Şu an Covid nedeniyle her yeri maskeyle gezmek zorundasınız. Girişte çok güzel bir hediyelik eşya dükkanı var. Kendinize hediye almak isterseniz hatıra olarak, girip bakabilirsiniz. Virüs nedeniyle jel ve eldiven veriyorlar, maskenizi de takıp içeriyi gezebiliyorsunuz.

Ertesi gün Hidden Valley’de tatilimizi bitirip yola koyulduk. Dönüş yolunda ise Flight 93 olarak geçen tarihi olayın anıtını ziyaret ettik. İkiz Kuleler olayı olarak da bilinen bu olay Amerika’nın en sarsıcı olaylarından biri…

11 Eylül 2001 sabahı El Kaide teröristleri, ABD’ye stratejik olarak planlanmış bir saldırıda bulunarak dört ticari uçağı kaçırmışlar. Bu teröristler kasıtlı olarak iki jet uçağını New York City’deki Dünya Ticaret Merkezi’nin İkiz Kulelerine ve üçüncü bir uçağı Arlington, Virginia’daki Pentagon’a uçurmuş. Dördüncü uçak, United Airlines Flight 93 uçağı ise Somerset County Pennsylvania’da açık bir alana düşmüş ve gemideki tüm yolcular, mürettebat üyeleri ve teröristler ölmüş. Pennsylvania üzerinden 46 dakikalık rutin uçuşun ardından sabah 9: 28’de, Uçuş 93’teki teröristler kokpiti geçerek uçağı güneydoğuya , ülkenin başkenti Washington DC’ye doğru yönlendirmişler. Yolculara sürekli sessiz olmaları söylenmiş. Uçak telefonlarını kullanarak, yolcular ve mürettebat kaçırma olayını bildirmek için aramalar yapmaya başlamış.Mürettabat kaçırılan diğer uçaklarla ilgili şok edici haberleri öğrenmiş ve 93 sefer sayılı uçağın Amerika’ya yapılan daha büyük bir saldırının parçası olduğunu anlamışlar. 30 dakikadan biraz fazla bir sürede, Flight 93’teki bu farklı insan grubu bir plan geliştirmiş ve onu eyleme geçirmişler. Kokpit ses kayıt cihazı mücadelelerinin seslerini kaydetmeye başlamış, bağırmalar, çığlıklar, eylem çağrıları ve cam eşya kırılma sesleri her şey… Ayaklanmayı durdurmak için, uçağı kullanan terörist onu sola ve sağa döndürmeye ve burnunu yukarı ve aşağı sallamaya başlamış. Uçak, son anlarında Batı Pennsylvania kırsalının üzerinden geçerken ters dönmüş. Teröristler uçağın kontrolünü ele geçirip yolcuların ve mürettebatın uçağın kontrolünü yeniden ele geçirme riskini almamak için uçağı düşürmüşler. Saat 10: 03’te, Uçuş 93, saatte 563 mil hızla boş bir tarlaya girmiş. Çarpışma üzerine, uçaktaki 7.000 galon jet yakıtı patladı ve ağaçlardan daha yükseğe çıkan bir ateş topu oluşturmuş. Her yer yanmış. Uçuş 93, kaçırılan dört uçaktan o gün teröristlerin amaçlanan hedefine ulaşamayan tek uçakmış. Yolcular ve mürettebat, zorluklar karşısında birlik, cesaret ve meydan okuma gösterdiği için onların anısına bir anıt yapılmış. Ölen insanların isimleri hala duvarlarda yazılı… Tarihe tanıklık etmek için ziyaret etmelisiniz…

Buradaki insanları da andıktan sonra gezimizi sonlandırdık ve eve döndük. 4 günün 4 gününü de verimli ve dolu dolu geçirdiğim bir tatil oldu. Özellikle sonbaharda gidebileceğiniz bir yer. Eminim kalbinizi bırakacaksınız. Şimdilik deneyimlerimden bu kadar…

Hoşçakalın…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s